I.GİRİŞ
Makalemizde banka kredi sözleşmelerinin icra hukukuna etkisi konusu incelenecek olup bu bağlamda İNG Bank’a ait bireysel/genel kredi sözleşmelerinden yararlanılmış olup bu sözleşme incelenecektir.
Sözleşmede öne çıkan husus genellikle taşınmaz rehni olan ipotek konusu icrai işlemlerin nerede yapılacağı konusudur. Ancak aşağıda görüleceği üzere bir çok unsurdan bahsedilmiş olup bu hususlar tek tek incelenecektir.
II. REHİN
Öncelikle İNG Bank’a ait kredi sözleşmesinin Kredinin teminatlandırılması başlıklı 11. Maddesinin 11.12 numaralı bendini inceleyelim. İlgili bent şöyledir:
“Bankanın yazılı muvafakati olmadıkça ipotekli taşınmazların başkasına kiralanamayacak ya da başkaca herhangi bir şekilde tasarrufa konu edilemeyecektir. Müşteri, ipotekli taşınmazın borçlu dışında 3. bir kişiye devri halinde Bankanın alacağını muaccel kılabileceğini ve borç ödenmediği takdirde rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçebileceğini ve Bankanın herhangi bir ihtarda bulunmasına gerek olmaksızın borçluya başvurma hakkını muhafaza ettiğini kabul eder.”
Burada incelenmesi gereken başlıca konu rehin konusudur. Rehinden ne anlaşılması gerektiği İİK m. 23’de düzenlenmiştir. İlgili madde aynen şöyledir:
Madde 23 – (Değişik: 14/1/2011-6103/41 md.)
Bu Kanunun uygulanmasında;
- “İpotek” tabiri ipotekleri, ipotekli borç senetlerini, irat senetlerini, eski hukuk hükümlerine göre tesis edilmiş taşınmaz rehinlerini, taşınmaz mükellefiyetlerini, bazı taşınmazlar üzerindeki hususî imtiyazları ve taşınmaz eklenti üzerine rehin muamelelerini,
- “Taşınır rehni” tabiri, teslime bağlı rehinleri, Türk Medenî Kanununun 940’ıncı maddesinde öngörülen rehinleri, ticarî işletme rehnini, hapis hakkını, alacak ve sair haklar üzerindeki rehinleri,
- Sadece “Rehin” tabiri, “ipotek” ve “taşınır rehni” tabirlerine giren bütün taşınır ve taşınmaz rehinlerini, ihtiva eder.
Alacak rehin ile teminat altına alınmışsa eğer İİK m. 45’e göre mutlaka rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılmalıdır. Bu kurala önce rehne başvurma kuralı denir. İİK m. 45 ise şöyledir:
“Madde 45 –
Rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklı yalnız rehinin paraya çevrilmesi yoliyle takip yapabilir. Ancak rehinin tutarı borcu ödemeğe yetmezse alacaklı kalan alacağını iflas veya haciz yoliyle takip edebilir.”
Maddede de açıkça izah edildiği alacak rehinle teminat altına alınmışsa borcun ödenmemesi halinde alacaklı öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmak zorundadır. [1] Bu hususun İİK m. 45’de istisnaları düzenlenmiştir. Konuyu genel hatları ile anlatmak adına bu hususlara değinilmemesi gerektiğini kanaatindeyim.
Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip hem ilamlı takip yoluyla hem de ilamsız takip yoluyla yapılabilir. Alacaklının elinde ilam yada İİK m. 38 bağlamında ilam niteliğine haiz bir belge var ise ilamlı takip bunlar elinde yoksa ilamsız takip yoluna başvurmalıdır.[2] Kanun koyucu İİK m. 149’da ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız borç ikrarını içermesi durumunda da ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılabileceğini ve İİK m. 150/I maddesi gereğince banka ve finans kuruluşları da rehnin ilamlı paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabilecektir. Kredi sözleşmesinin ilgili maddesinde de banka İİK m. 150/I maddesine dayalı olarak ilamlı takip yapılabilecektir.
III. ÖNCE REHNE BAŞVURU ZORUNLULUĞU
- Sözleşmenin 11.14 numaralı bendi ise şöyledir:
“Rehin (menkul rehni, ticari işletme rehni ve ipotek) limiti, Borçlu Müşterinin borcunun üzerinde olsa dahi, ekspertiz değerleri (araç rehinlerinde kasko değerleri) itibariyle borcu karşılamayacağının belirgin olması durumunda, Bankanın tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla rehnin paraya çevrilmesiyle birlikte tüm borç için haciz veya iflas yoluyla takip de yapabileceğini Müşteri kabul ve taahhüt eder.”
Sözleşmenin bu maddesinde görüleceği üzere banka rehin limitini yetersiz gördüğü takdirde tüm borç için kendi insiyatifinde olarak haciz veya iflas yoluyla takip yapabilecektir. Görüldüğü üzere burada icrayı genişleten bir sözleşme maddesi bulunmaktadır. Öncelikle önce rehne başvuru kuralının emredici nitelikte olup olmadığı incelenmelidir. Önce rehne başvuru kuralı doktrinde bir kısım yazarlara göre emredici nitelikte olmayıp bir kısım yazarlara göre emredici niteliktedir.
Doktrinde Gürdoğan’a göre[3] önce rehne başvuru kuralını düzenleyen hüküm emredici nitelikte olmayıp bu kural İcra-İflas Kanununda yer almasına rağmen borçlunun sorumluluğunu gösteren maddi hukuk kuralıdır. Bu sebepten ötürü bu kural emredici nitelikte olmayıp tamamlayıcı niteliktedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinde kararlarında İİK m. 45 hükmünün emredici nitelikte olmadığını belirtmiştir. [4]
Doktrinde Kuru’ya göre[5] ise İİK m. 45’de düzenlenen bu kural emredici nitelikte olup bu zorunluluk borçlunun diğer alacaklarını korumak içindir.
Doktrinde Uyar ise [6] rehnin var olduğu durumlarda önce rehne başvurma zorunluluğunun usule ilişkin formaliteler değil takipte bulunma hakkına ilişkin olduğunu ve borçlunun sorumluluk ilkelerini belirlediğinden bir başka deyişle borçlunun malvarlığının hangi kısımlarının hangi sıra ile borçtan sorumlu olduğunu düzenleyen maddi hukuk kuralıdır.
Doktrinde Kılıçoğlu’na göre[7] ise bu hüküm borçlunun sorumluluğuna ilişkin değil icra hukukunda takip edilecek yola ilişkin bir düzenlemedir. Bu sebepten ötürü önce rehne başvurma zorunluluğunu düzenleyen bu hüküm maddi hukuk hükmü değil icra hukuku normu olarak değerlendirilmelidir.
Bugün genellikle doktrin ve yargıda bu hükmün emredici nitelikte olduğu kabul edilmekte olup Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin de geçmişten bu yana istikrarlı kararları mevcuttur. Dairenin kararlarında bu hususun kamu düzeninden olduğu ve süresiz şikayete tabi olduğu belirtilir. [8] Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bir kararı şöyledir:[9]
“İİK’nun 45. maddesinin kamu düzeni ile ilgili olduğu, bu nedenle, ‘alacağı rehinle teminat altına alınmış olan alacaklının önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapması gerektiğine deyinen şikâyetin süreye bağlı olmadığı -İİK. mad. 45 hükmünün kamu düzeni ile ilgili olduğu, bu nedenle rehinle teminat altına alınmış bir alacağın haciz yolu ile takip edilmesi halinde, takibin ‘süresiz şikâyet’ yol ile iptali gerekeceğini…”
Sonuç olarak sözleşmenin bu maddesindeki hükmü Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları ve doktrindeki görüşler çerçevesinde geçersiz olup alacaklı olan bankanın önce rehne başvuru zorunluluğu vardır.
IV. ÖZEL YOLDAN PARAYA ÇEVİRME
- Sözleşmenin 13.5. maddesinde ise rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip dışında özel yoldan paraya çevrilmesi ele alınmıştır. Sözleşmenin ilgili maddesi aynen şöyledir:
“13.5. Banka, rehinleri icra dairelerine veya diğer herhangi bir resmi makama başvurmak zorunluluğu olmaksızın uygun göreceği şekillerde açık artırmaya çıkarmak ve diğer kanuni yollara gerek kalmaksızın borsa veya piyasada fiyatı günlük olarak belirlenen menkullerin (borsaya kote hisse senedi, tahvil, hazine bonosu, altın, gümüş, pamuk, tütün, üzüm vb) piyasa fiyatı üzerinden satışlarını yaparak özel olarak paraya çevirmek ve bedelinden haklarını tahsil etmek yetkisine sahiptir. Banka bu yetkisini kullandığı takdirde Müşteri’yi bu hususta bilgilendirecektir. Ancak Banka’nın, Müşteri’ye karşı sair her türlü malvarlığı için yasal takip hakları saklıdır.”
Görüldüğü üzere yukarıdaki maddede banka uygun göreceği şekilde ister açık arttırmayla isterse borsada özel yoldan paraya çevirme yetkisini koyarak icrayı genişleten bir sözleşme maddesi örneği ortaya koymuştur. Özel yoldan paraya çevirme anlaşmaları da icrayı genişleten sözleşmelerden olup bu hususun önünde engel var mıdır yahut taraflarca böyle bir usul kararlaştırabilir mi ayrıca bu yetkisini kullanırken banka herhangi bir ihtarda bulunmak zorunda mıdır değil midir incelenmesi gerekmektedir.
Rehinli malların paraya çevrilmesi kural olarak icra iflas kanununda düzenlendiği üzere rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takiple yapılabilmektedir. Ancak taraflar rehnin icra dairesi tarafından değil özel yoldan paraya çevrilebileceğini kararlaştırabilirler. Çünkü rehinli malın icra kanalıyla paraya çevrilmesini öngören hükümler emredici hükümler değildir. Taraflarca bu hususun aksi kararlaştırabilir.[10]
Gerek taşınır rehninde gerekse taşınmaz rehninde taraflar rehnin özel yoldan paraya çevrilebileceğini kararlaştırabileceklerdir. [11]
Bu türden bir sözleşme taraflarca genellikle rehin senedinde yer almakla birlikte bankacılık uygulamasında özel yoldan paraya çevirme kaydı rehin sözleşmesinin bir hükmü olarak ve incelediğimiz banka kredi sözleşmesinde de görüleceği üzere banka kredi sözleşmesinin bir maddesi olarak karşımıza çıkmaktadır. [12]
Rehinli malın üzerine herhangi bir haciz koyulmuşsa – ihtiyati haciz yahut kesin haciz- rehnin özel yoldan paraya çevrilmesi anlaşması uygulanamayacak olup bu durumda rehin icra dairesi kanalıyla paraya çevrilmelidir. Bu sayede rehin sözleşmesine taraf olmayan 3. Şahısların alacakları tam manasıyla korunmuş olacaktır.
Alacaklının özel yoldan paraya çevrilmesi yetkisi mevzuatta açıkça düzenlenmediğinden ötürü alacaklının rehin verene rehnin özel yoldan paraya çevrileceğine dair ihtarda yahut bildirimde bulunma zorunluluğu kanunda yer almamaktadır. Rehnin icra kanalıyla paraya çevrilmesinde bu görevi ödeme emri sağlamaktadır. Fakat alacaklıya özel yetki tanınan durumlarda herhangi bir ihbarda bulunma zorunluluğunun olmadığı kabul edilmektedir. [13]
Sonuç olarak sözleşmede bulunan özel olarak paraya çevrilme usulü kanunda açıkça yasaklanmadığından ötürü alacaklı rehni özel yollardan paraya çevirme yetkisine haizdir. Bu yolu kullanması için borçluya yahut 3. Kişilere ayrıca ihtar yahut bildirimde bulunması zorunluluğu olmamasına karşın sözleşmede bildirimde bulunacağı düzenlendiği için alacaklı bildirimde bulunmak zorundadır.
V. İHTİYATİ HACİZ
Sözleşmenin incelenmesi gereken bir diğer maddesi ise bankanın takibe geçme, ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir isteme yetkisi başlıklı 24. Maddesidir. Madde şöyledir:
“Bankanın nakit veya gayri nakit kredi alacağı, rehinle (taşınır rehni, ticari işletme rehni, ipotek) teminat altına alınmış olsa veya teminat (rehin / terhin ) cirosuyla veya teminat amaçlı temlik cirosuyla verilmiş olan kambiyo senetlerinin vadeleri henüz gelmemiş bulunsa bile Banka, alacağının kısmen veya tamamen muacceliyet kazanması, gayri nakit alacağının ise nakti teminat olarak depo edilmesi istenilmesine rağmen depo edilmemiş olması halinde her zaman Müşteri’ye karşı haciz veya iflas yolu ile takibe geçebilir, her türlü nakit veya gayri nakit alacağı için Mahkemeden ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararı verilmesini isteyebilir, alabilir ve uygulatabilir.”
Sözleşmenin bu maddesi kapsamında ihtiyati haciz konusuna değinme gereği duyulmuştur. İlk olarak ihtiyati haciz İİK m. 257’de düzenlenmiş olup ilgili madde şöyledir:
İhtiyati Haciz Şartları
Madde 257 – Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.
Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1 – Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;
2 – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa;
Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.
İnceleme konusu sözleşme maddesinde vadesi gelmemiş bir alacak için ve alacak rehinle teminat altına alınmış olsa dahi banka tarafından ihtiyati haciz istenebileceği düzenlenmiştir. İhtiyati haczin şartlarını anlatan İİK m. 257 incelendiğinde hemen ilk ifadesi rehinle temin edilmemiş bir alacak ve vadesi gelen bir alacak için istenebileceği belirtilmiştir. Banka, kredi sözleşmesinde teminat olarak alınan kambiyo senetlerinin henüz vadesi gelmemiş olsa dahi ihtiyati haciz kararı alınabileceği düzenlenmiştir. Öncelikle teminat alacakları için ihtiyati haciz kararı talep edilip edilmeyeceği noktasına değinmek gerekmektedir. Madde lafzında ihtiyati haczin yalnızca para borçları için olacağı düzenlenmiştir. Bu sebepten ötürü teminat alacakları için ihtiyati haciz kararı istenemeyecek istense dahi verilemeyecektir. Bu konu hakkında Yüksek Mahkeme içtihatı birleştirme kararında şu ifadelere yer vermiştir:
“İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesinde ihtiyati haciz şartları sayılmıştır. Bu maddede 17.07.2003 gün ve 4949 sayılı Kanunun 59‘uncu maddesiyle yapılan değişiklikte, madde başlığı “İhtiyatî haciz” iken “İhtiyatî haciz şartlan”; birinci fıkrasında yer alan “borcun” ibaresi, “para borcunun” şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklik göstermektedir ki, teminat alacakları için İcra ve İflas Kanunu’nun 42. maddesi gereğince genel haciz yolu ile ilamsız takip yapılabilir ise de ihtiyati haciz kararı verilemez. Çünkü İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesinde ihtiyati haciz, sadece “para alacakları” için öngörülmüştür. İhtiyati haciz; “icra işlemi” değil, özel geçici hukuki koruma müessesesi olduğundan, ancak İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesindeki şartlar çerçevesinde karar verilebilir. O hâlde, teminatın “depo edilmesi” için ihtiyati haciz kararı verilemez.”
Yukarıdaki kararda da açıkça görüldüğü üzere teminat olarak verilen senetler için sözleşmede bahsedildiği gibi ihtiyati haciz kararı alınamayacak olup sözleşme maddesi bu şekliyle geçersizdir.
Söz konusu maddede vadesi gelmeyen alacaklar için de ihtiyati haciz kararı alınabileceği düzenlemiştir. İİK m. 257 bakımından ise para alacakları vadesi gelen alacaklar ve vadesi gelmeyen alacaklar olmak üzere 2’li bir ayrıma tabi tutulmuştur. İİK m. 257 vadesi gelmeyen alacaklar için borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması ve mal kaçırma amacı olması şartını öngörmüştür. Sözleşmede bu hususun bu şekilde belirtilmiş olması emredici olan İİK m. 257 karşısında geçersizdir. Vadesi gelmeyen alacaklar için ne şartlarda ihtiyati haciz uygulanacağı kanunda net olarak düzenlenmiştir. Bu açıdan da bu madde geçersizdir. Yine yukarıda bahsi geçen Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın muaccel olması gerekmektedir. Kararın ilgili kısmı aynen şöyledir:
“Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesi sundukları görüşlerinde ve içtihatlarında özetle, İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesine göre ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın muaccel olması gerektiği konusunda hem fikirlerdir.”
Söz konusu maddede incelenmesi gereken bir diğer husus ise alacak rehinle teminat altına alınmış olsa bile ihtiyati haciz istenip istenemeyeceği konusudur. Söz konusu maddede alacak rehinle teminat altına alınmış olsa bile alacaklı olan banka tarafından ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talep edilebileceği öngörülmüştür. Oysa ki İİK . 257’ye bakıldığında ihtiyati haczin şartları arasında açıkça rehinle teminat altına alınmamış olması hususunu düzenlemektedir. İnceleme konusu olan kredi sözleşmesinde alacak rehinle teminat altına alınsa bile ihtiyati haciz talep edilebileceği düzenlenmiştir. İncelenmesi gereken asıl konu İİK m. 257’de düzenlenen bu husus emredici nitelikte midir yoksa taraflar sözleşmeyle aksini kararlaştırabilirler mi?
İcra iflas kanunu m. 257/1’e göre ihtiyati haciz talebinde bulunabilmek için alacağın rehinle teminat altına alınmaması gerekmektedir. Çünkü rehin veya ipotek konusu mal bu alacak ile teminat altına alınmıştır.[14] Bu konuda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararı da aynen şöyledir:[15]
“ Buna göre ihtiyati hacze itiraz eden borçlu müteselsil kefilin kefaleten sorumlu olduğu borcun da ipotek ile teminat altına alındığı ve ipotek tutarının talebe konu borç tutarını karşılamaya yeterli olduğu, dolayısıyla itiraz eden borçlu yönünden alacağın rehinle temin edilmemesi koşulunun ve ihtiyati haciz koşullarının mevcut olmadığı, ipoteğin asıl borçlunun borcunu teminat altına aldığı ,müteselsil kefilin kefalet borcunu teminat altına almadığına ilişkin gerekçenin doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle, HMK 353(1)b-2 maddesi uyarınca itiraz eden borçlu hakkında itirazın reddi yönündeki ek kararın kaldırılarak itirazın kabulü yönünde karar verilmiştir.”
Ancak bazen günün koşullarına rehin veya ipotek sözleşmesinin yapıldığı andaki rehin veya ipotekli malların değeri ile borcun muaccel olduğu hale geldiği dönemdeki değeri arasında fark oluşmakta ve rehinli alacağın miktarı bunu karşılamamaktadır. Rehinli malın değeri düşmüş ise arada karşılanmayan miktar kadar ihtiyati haciz yoluna başvurulabileceği hem öğretide hem Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. [16]
Sonuç olarak kredi sözleşmesinin rehin olsa dahi bankanın ihtiyati haciz talep edebileceğine dair koyduğu bu genel işlem şartı İİK m. 257’nin açık lafzı gereği gereği geçersizdir. Bu husus Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemeleri ve öğretideki görüşler ile de sabittir. Ancak rehin konusu malın rehin koyulduğu zamandaki değeri borcun muaccel olduğu zamandaki değerinden az ise karşılanmayan miktar kadar ihtiyati haciz talep edilebilir ve karşılanmayan miktar kadar da rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılmalıdır.
VI. İHTİYATİ HACİZ TEMİNATI
Kredi Sözleşmesinin incelenmesi gereken bir diğer maddesi bankanın teminat göstermekten vareste tutulması başlıklı 30. Maddesidir. Bu madde aynen şöyledir:
“Bankanın, ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir isteminin Mahkemece kabul edilmesi halinde, Bankanın, teminat göstermeden vareste tutulması, “müşteri” ve / veya “müşterek borçlu ve müteselsil kefiller” tarafından kabul edilmiştir.”
İhtiyati hacizde teminatı düzenleyen İİK m. 259 hükmü aynen şöyledir:
“İhtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesinde yazılı teminatı vermeğe mecburdur. Ancak alacak bir ilama müstenid ise teminat aranmaz.
Alacak ilam mahiyetinde bir vesikaya müstenid ise mahkeme teminata lüzum olup olmadığını takdir eder.”
Teminat olarak ne gösterileceğine dair ise HMK’da yer verilmiştir. Kural olarak teminatsız ihtiyati haciz kararı verilemese de kanunlarda istisnai hükümlerin bulunması durumunda teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilebilecektir. [17] Yani kanunda düzenlenen istisnai durumlardan birisi yok ise ve ihtiyati haciz istemi ilama dayanmıyorsa hakim teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı veremeyecektir. Kanunun emredici hükmü karşısında ihtiyati haciz isteyenin teminat yatırması zorunluluk olup genel kredi sözleşmesinde de bu emredici hükme aykırı koyulan kayıt geçersizdir.[18]
Sonuç olarak kredi sözleşmesinde ihtiyati haciz kararının teminatsız olarak verilebileceği taraflarca kararlaştırılmış ise de ihtiyati haciz kararının kural olarak teminatsız verilemediği kredi sözleşmelerinin de kanunda sayılan istisnalardan olmamasından kaynaklı olarak söz konusu madde geçersizdir.
VII. YETKİLİ MAHKEME VE İCRA DAİRESİ
Kredi sözleşmesinin incelenmesi gereken bir diğer maddesi ise yetkili mahkeme ve icra daireleri başlıklı 31. Maddesidir. Madde aynen şöyledir:
“Taraflar, işbu sözleşme hükümlerinin uygulanmasından doğabilecek ihtilaflarda, Türk Hukukunun usul hükümleri ile maddi hükümlerinin uygulanacağını kabul ve taahhüt ederler. Müşteri ve kefil veya kefiller bu Sözleşmeden doğacak her türlü anlaşmazlıklarda, ilgili madde hükümleri de saklı kalmak kaydı ile Bankanın İstanbul metropolindeki (Istanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları içindeki) Şubeleri için İstanbul Merkez (Çağlayan) diğer şubeleri için ise Sözleşmeyi imzalayan Banka Şubesi’nin bulunduğu yerin mahkeme ve icra daireleri veya İstanbul Merkez (Çağlayan) Mahkeme ve İcra Dairelerinin yetkisini kabul ederler.”
Yetki sözleşmesinin şartları HMK m. 17’de düzenlenmiş olup yetki sözleşmesinin şartları ise HMK m. 18’de düzenlenmiştir. HMK m. 18’de “Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz. Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır.” Hükmüne yer verilmiştir.
HMK m. 17’de ise sözleşmenin taraflarının tacir yada kamu tüzel kişisi olması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu şart ile güçlü konumdaki bankanın şartları kendi lehine çevirmesi önlenmeye çalışılmıştır. Tacirler ise basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülükleri olduğundan ötürü güçlü konumda oldukları anlaşılmaktadır.
Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için kesin yetki durumunun olmaması, yetki sözleşmesinin yazılı olması, uyuşmazlık konusu hukuki ilişkinin belirgin olması, yetkili mahkemenin gösterilmesi ve tarafların tacir yada kamu tüzel kişisi olması gerekmektedir.
Yetki sözleşmeleri olumlu yetki sözleşmeleri ve olumsuz yetki sözleşmeleri olarak 2’ye ayrılmaktadır. Olumlu yetki sözleşmesi kanunda sayılı yetkili yerlerin dışında bir başka yerin yetkili olarak belirlenmesi durumunda karşımıza çıkmaktadır.[19] Olumsuz yetki sözleşmesi ise yetki sözleşmesi ile kanunen yetkili mahkemelerin ve icra dairelerinin yetkilerinin kaldırıldığı sözleşmelerdir.
Bu bağlamda kanunda açıkça sayılı şartlar karşısında sözleşmedeki yetki şartının geçerli olup olmadığını değerlendirecek olursak öncelikle tarafların niteliği önemlidir. Taraflar tacir yahut kamu tüzel kişisi ise yetki sözleşmesi yapmaya ehillerdir. Diğer şartlar açısından ise kesin yetki durumu söz konusu olmadığından yetki şartı yazılı olarak yapıldığından, yetkili yer gösterildiğinden ötürü yetki sözleşmesi geçerlidir. Ancak burada daha önce belirtildiği üzere tarafların sıfatı önem arz etmekte olup tarafların sıfatına göre yetki şartının geçerli olup olmayacağı değerlendirilmelidir.
KAYNAKÇA
ATALI, M., ERMENEK, İ, ERDOĞAN, E., (2019), İcra ve İflas Hukuku, , Ankara, Yetkin Yayınları.
RUHİ, C., RUHİ, Ahmet C., (2018), Rehin ve İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu İle İcra Takibi, 2018, Ankara, Seçkin Yayınları.
GÜRDOĞAN, B. (1967), Türk-İsviçre Hukukunda Rehnin Paraya Çevrilmesi, Ankara.
Yargıtay 11. HD., 18.03.1982, E. 1982/619, K. 1982/1108.
KURU, B., (1998), İcra İflas Hukuku, C. III, İstanbul.
UYAR, T., (2013), Deniz İcra Hukukunda Kanuni Rehin Hakkına Sahip Alacaklıların Kanuni Rehin Hakkından Feragatı, Yaşar Üniversitesi Dergisi, 2013/8.
KILIÇOĞLU, E., (2005), İcra Sözleşmeleri, İstanbul, Arıkan Yayınları.
OSKAY, M., (2009), İpoteğin Paraya Çevrilmesi, Ankara Barosu Dergisi, 2009/4.
Yargıtay 12. HD. , 30.01.2004, E. 2003/24329, K. 2004/2038.
KURU, B., (2013), İcra İflas Hukuku El Kitabı, Ankara, Yetkin Yayınları.
RUHİ, C., RUHİ, Ahmet C., (2018), Uygulamada İhtiyati Haciz, Ankara, Seçkin Yayınları.
İstanbul B.A.M, 12. H.D, 21.02.2019, E. 2019/278, K. 2019/219.
YENİPINAR, F., (2017), İcra Uygulamasında İhtiyati Haciz, Ankara, Seçkin Yayınları.
SARAÇ, Ş., (2013), Banka Kredi Kartı Uyuşmazlıkları, Ankara, Yetkin Yayınları.
TANRIVER, S., (2014), Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bağlamında Akdedilen Yetki Sözleşmeleri Üzerine Bazı Düşünceler, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ’e Armağan, Özel Sayı, 2014/16.
[1] ATALI, M., ERMENEK, İ, ERDOĞAN, E., İcra ve İflas Hukuku, 2019, Ankara, s.457.
[2] RUHİ, C., RUHİ, Ahmet C., Rehin ve İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu İle İcra Takibi, 2018, Ankara, s.34.
[3] GÜRDOĞAN, B. , Türk-İsviçre Hukukunda Rehnin Paraya Çevrilmesi, 1967
[4] Y. 11. HD., 18.03.1982, E. 1982/619, K. 1982/1108 (YKD 1982/6, s. 818,819)
[5] KURU,B., İcra İflas Hukuku, C. III, 1998, İstanbul, s. 2391.
[6] UYAR, T., Deniz İcra Hukukunda Kanuni Rehin Hakkına Sahip Alacaklıların Kanuni Rehin Hakkından Feragatı,
[7] KILIÇOĞLU, E., İcra Sözleşmeleri, 2005, İstanbul,
[8] OSKAY, M., İpoteğin Paraya Çevrilmesi, 2009, Ankara Barosu Dergisi, s. 98.
[9] Y. 12. HD. , 30.01.2004, E. 2003/24329, K. 2004/2038: UYAR, Deniz İcra Hukukunda Rehin, s.2911.
[10] KILIÇOĞLU, İcra Sözleşmeleri, s.141.
[11] KURU, B., İcra İflas Hukuku El Kitabı, 2013, Ankara, s. 913.
[12] KILIÇOĞLU, İcra Sözleşmeleri, s. 142.
[13] KILIÇOĞLU, İcra Sözleşmeleri, s. 145.
[14] RUHİ, C., RUHİ, Ahmet Cemal, Uygulamada İhtiyati Haciz, 2018, Ankara, s.35.
[15] İstanbul B.A.M, 12. H.D, 21.02.2019, E. 2019/278, K. 2019/219. Kazancı İçtihat Bankası E.T: 06.01.2022
[16] RUHİ, İhtiyati Haciz, s. 36.
[17] YENİPINAR, F., İcra Uygulamasında İhtiyati Haciz, 2017, Ankara, 39
[18] SARAÇ, Ş., Banka Kredi Kartı Uyuşmazlıkları, 2013, Ankara, 273.
[19] TANRIVER, S., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Bağlamında Akdedilen Yetki Sözleşmeleri Üzerine Bazı Düşünceler, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ’e Armağan, Özel Sayı, s. 459.